Mâlum, son dönemlerin en sıcak gündem maddesi açılım. Cumhurbaşkanı Gül’ün bir yurtdışı gezisine giderken söylediği “Güzel şeyler olacak!” sözleriyle başlayan ve malum “habur girişi” rezaletiyle ayyuka çıkan, sonra duran, bugün ise ne aşamaya geldiğini kimsenin bilmediği bir gelişme bu açılım denen şey.
Nedir, nasıldır, nasıl olacak, ne kadar açılanacak, açılınca oramız buramız da açıkta kalacak mı, kalırsa üşütüp hasta olur muyuz, yel üfürür su götürür mü? Bu soruların cevabını kimsenin bildiği yok. Hatta açılımın mimarları bile (“sözde” mimarları yazacaktım az daha) bu konularda bir şey bilmiyorlar. Söylediklerine göre bu açılımla demokratik bir ülke olacakmışız. Kürt meselesi çözülecekmiş. Haklıdırlar belki. Koskoca AKP ne olduğunu bilmediği bir şeye kalkışır mı? Önceden ne yapılıp yapılmayacağını sanırım belirlemişlerdir. Belirlemişlerdir de, her fırsatta, özellikle en büyük parti olduklarına vurgu yapmak istediklerinde milleti adres gösteren AKP, nedense bu konuda millete bir şey söylememeye özen gösteriyor. Vardır bir bildikleri, diye düşünüyor insan ama galiba yok. Onlar da “kervan yolda düzülür” sözünden hareketle, “zamanı geldikçe hallederiz abi” mantığıyla hareket ediyorlar galiba. Ama bu arada, kervan paramparça oluyor ve sanırım kervanın hedefi demokratikleşme değil. “Demokratikleşme” adıyla yola çıkan kervan, yol değiştiriyor sanki kervanı güden kişinin (kervanbaşının) niyeti de esas olarak “demokratikleşme” değil galiba.
Öyle yola çıkılıyor, ama biraz yol aldıktan ve gözlerden uzaklaştıktan sonra sanki kervan yol değiştirecek. Kervanbaşının istediği yere gidecek. Bizler de toz-duman arasında nereye gittiğini ve nereye varmak istediğini anlayamayacağız. Kötü olan biz de kervandayız. Gidişat öyle sanki. Dilimin altındaki bakla şu:
1-Ülkenin gerçekten demokratikleşmeye ihtiyacı var.
2-Herkes, doğa karşısında eşittir. Hiçbir ulus başka bir ulustan üstün değildir. Dolayısıyla, demokratikleşmeyle bu mutlak eşitlik sağlanmalıdır. Ve bu ülkede yaşayan herkes eşit haklara sahip olmalıdır. (“Zaten öyledir” demeyin lütfen. Derseniz, Alevi tek bir “eşit” yurttaşın Türk Ordusu’nda neden general olamadığını, ya da Ermeni ya da Rum “eşit” bir vatandaşın, bırakın general olamadığını, hatta herhangi bir rütbeli subay olamadığını, neden üst derecede bir devlet memuru olamadığını sormak zorunda kalırım. Gördüğünüz gibi mesele sadece Kürt meselesi değil.)
3-Çalışan her kesim, ama istisnasız her kesim, polis ve ordu mensupları dâhil, gerçek anlamda sendikalı olabilmeliler. Dolayısıyla sendikalaşmanın önündeki engeller tümüyle kaldırılmalı.
4-Seçim barajı en fazla %3 olmalı.
Liste uzayacak, (isterseniz siz de katkı yapabilirsiniz) kesiyorum burada.
Son olarak asıl söylemek istediğim şu: Demokratik olmayan bir partinin, demokrat olmayan bir başbakanın (kervanbaşının) demokratikleşmeyi gerçekleştirebilmesi imkânsız. O halde nedir bu açılım denen kuş mu balık mı olduğu belli olmayan şey?
Sanırım şu: AKP kendi kafasındaki yapıyı yerleştirmek için bu açılım denen sihirli kavramı kullanıyor bence. Şeriattan söz etmiyorum. Peki, neden söz ediyorum? “Açık yeşil” tonda bir “tek parti diktatörlüğünden”. Umarım yanılıyorumdur. Çünkü yanılmıyorsam, bir süre sonra “ben demiştim”, demek kadar korkunç bir şey olamaz...
|